KIZIMA MASALLAR

KIZIMA MASALLAR
KIZIM VE MASALLAR

YAŞAMA DAİR

YAŞAMA DAİR
DÜNE,BUGÜNE VE YARINA DAİR

EL EMEĞİ

EL EMEĞİ
PEÇETE HALKALARI,OYUNCAK,YASTIK

MİMLER VE DİĞERLERİ

MİMLER  VE DİĞERLERİ
BLOGLAR ARASI İLİŞKİLER

SOFT FOOD İSTANBUL KONVIVIYUMU; YAĞ,SÜT,YOĞURT

10/11/2010

Lütfen kendiniz ve aileniz için bir iyilik yapın ve araştırın.
Neyi mi?
Yedirdiklerinizi, yediklerinizi, kulandığınız kremleri,makyaj malzemelerini kısacası para verip aldığınız ama sizi zehirleyen sevdiklerinizi zehirleyen herşeyi.

Ben yapı gereği bazı konularda zaten takıntılıyımdır.
Öyle televizyonda söylendi, gazetede okundu,ünlü doktor dedi diye hayatıma hemen birşeyi geçirmem.
İnsanların hata yapableceklerini, bilinen gerçeklerin değişebileceğini, sermayenin parayla herkesi satın alabileceğini düşünürüm.

O yüzden kim ne derse desin margarini evimin kapısından sokmam.
Madradan halis tereyağımı alırım paramı o üreticiye veririm hel olsun hoş olsun.
Margarin sonuçta sonradan üretilmiş sentetik birşey, doğal değil.
Doğal olan tereyağına damarlarınızı tıkar yemeyin diyenlere soruyorum;
Doğal olmayan yani doğada olmayan birşey nasıl tıkamıyor damarlarımı?
Üzgünüm vücuduma ve sevdiklerimin vücuduna bunları bilerek sokamam!

Zeytin yağını da üreticiden alırım param ona gitsin, o kazansın.
Bakmayın siz medyaya inanın çok temiz, dürüst üreticiler var.
Hem tadıp alıyorsunuz.
Ayrıc zeytinyağı alırken aldıktan sonra saklama yöntemini de bilmek lazım.
Mesela ben asla pazarda orada burada plastik şişede satılan güneşin altında kalmış yağı almam.
Plastikte olması bile yeter almama..
Zeytiyağ özeldir, yapısı narindir.
Güneşte durmaya gelez, plastikte ağzı açık kapta durmaz.
En güzeli cam kavanoz şişelerde ağzı sıkı sıkı kapalı ve gölgede beklemeli ki acımasın.
Tenekede olsa bile açınca hemen cam şişeye alın.

Yağsız süt, yoğurt kullanamam diyet ürünlere inanılmaz gıcığım.
İşlem görmüş olması beni hep rahatsız eder.
Son dönemde süt üzerine oynanan oyunları okudukça, medyanın doktorların son hızla "kötü, kaka" dedikleri çiğ sütü aldığıma bir kez daha sevindim.
Kaynamaya başlayınca sütü 20 dk kadar kaynatıyorum.Sonra yoğurdumu yapıyrum inanın piyasada yediklerimiz yoğurtlar yoğurt değil.
Çok kolay yapması..
Üşenmeyin çocuklarınıza siz çiğ sütten tazecik yoğurt yapın.

Sizleri Soft Food İstanbul 'a / Fikir sahibi damaklara yönlendiriyorum. Lütfen üye olun , inanılmaz bilgilendim ben kısa sürede.
Keşke İstanbul da olsaydım dedim defalarca..O etkinliklere ve dayanışmaya fiziken de katılmayı arzu ederdim.

Benim yazdıklarım hiçbirşey, sadece şahsi tavrım ama bu konviviyumda bu konularda uzmanlar, üreticiler konuşmakta.

Sevgiler..

ERKEK EGEMEN ZİHNİYETTE ....

8/23/2010

Toplumumuzda çocuk ve kadın istismarı bu kadar yaygın, tecavüz bu kadar kanıksanmışken bizlerin durup düşünmesi gerek.
Herşeyin aleni, sapkınlığın gizlice yaşandığı bir yerdeyiz.
Maalesef aile kutsallık koruma vb bunlar masal.
Bakın geçmişimize 10 yaşındaki kızlar 40 yaşındaki adamlara en fazla bir inek karşılığında satılmıştır.
Bu denli çocuğun ve kadının söz hakkı olmadığı döverek istemediği adamlarla dedelerle evlendirildiği bir toplumda tecavüzde doğal sayılıyor.

Küçük bedenler sapık ve sapkın ama ve hatta toplumda saygıyla adından söz ettiren adam kılıklı tiplerin koynuna sokulur..
Burada önemsiz ayrıntı çocuğun yaşadığı travmadır.
Burada önemsiz ayrıntı o bireyin sönen hayatıdır.
Önemli olan ise sapık bir tatmini yaşayan ve bunu toplumda hoş gösteren adamın hisleridir.
Genel geçer bir durum olarak kanıksamışız çocuk+erişkin evliliklerini..
Utancımızdan buna kızların daha erken erişkin olduklarını söylemişiz.
Erkeğin yaşının büyük olmasının daha iyi olduğunu tekrarlamışız.
Analarımızda böyle evlendi diye doğalmış gibi göstermeye çalışmışız..
Olmadı kuyruk salladı erkektir yapmış deriz
Bu ise erkek olmanın verdiği rahatlık,
Erkeğim hayvanım hayvani dürtülerle yaşarım ,
Beynimde cücük gibidir , aslında kafatasım göstermelik asıl altta sallanan minik et parçasında beyin nöronlarım maalesef o da küçüklüğünden sadece bir iki nöronu sığdırabilmişim demeye gelir ki
Erkeklerimizi alçaltmanın bir başka yoludur.
Ama siz hala erkeklerle ilgili onlar çocuktur diyorsanız
Oldu ,gelin  erkeklerin 115 yaşında aslında erişkin olacağını, o yaşa kadar da yaşayamadıklarından yaptıklarından mesul tutulamayacaklarını yasaya geçirelim olay bitsin.
Ama bu durumda iş hayatında da yetişkin ve davranışlarından mesul olmayan bu cinsin olmaması gerek ve tabii mecliste de !??

Adına ne derseniz deyin, nasıl göstermek isterseniz isteyin, kuruk sallamıştır, tahrik etmiştir, zırttı pırttır fark etmez.
Taciz ve tecavüz yapanın suçudur!
Çocuklarımızı korumak ise sadece bizim görevimizdir.

Sonuçta çarpıklık çarpıklıktır.
Buna karşı savaşmak bireyin sorumluluğudur.

Bir anne ve kadın olarak, önce cocuk istismarı yapan sapık hayvanların yaşamalarına karşıyım.
İdamın bu sapıklar için kesinlikle uygulanması gerektiğine inancım sonsuz.


sağlıklı bireylerin yaşadığı bir toplum için...

ÇANAKKALE İÇİNDE VURDULAR BENİ , ÖLMEDEN MEZARA KOYDULAR BENİ GENÇLİĞİM EYVAH !!!!

8/13/2010

Bazı zamanlar insana nerden geldiği bilinmez bir hüzün sarar beni.
Bir gözyaşı gelir yuvalanır, bıraksam düşecek.Ama izin vermem ,yutkunurum..

Böyle zamanlar önce bir türkü ile çat kapı gelir,
O türkü o insanı getirir..
O insan anıları, acıları, kayıpları,özlemleri..

O benden 2 yaş küçüktü.
Ailemize katıldığında yengemi de kabullenme zamanımdı.
Daha 4 yaşındaydım ama hatırlıyordum onun annesinin memesini açlıkla çekiştirmesini ,
Ve bir gün bende olmayan mememi ona uzatmış ama alamamasını anlayamamıştım.
Annemlerin gülüşmeleri ile son bulmuştu bu meraklı girişimim.
Onun siyah kuzguni saçları beyaz teninde ışıldar, gözleri kocaman kara bir zeytin gibi size dikilirdi..
Çoğu zaman Adana'da anneannesiyle olurdu o yüzden fazla oyun anımız olmadı.
Okul çağımız gelmişti.
Biz okulluyduk zaten, o yeni başlamıştı ama bir öğrenme güçlüğü vardı.
Kekelerdi, yavaş konuşurdu ama bunun dışında normaldi..
Bu bile büyüktü aile için sorundu, onu doktor doktor gezdirdiler.
Önce Hacettepe'de sonra İstanbul'da tedavilere soktular.
İstanbul'a yürüyerek gitti, aylar sonra sandalyede döndü.
Birde teşhis koymuşlardı; Parkinson, çocuklarda binde bir görülen cinsten.
Her gün özel ilaçlar alıyor bu ilaçlar doktorla sıkı iletişimde arada dozları ayarlanarak değiştiriliyordu.
Yıllar geçtikçe o kalkamaz oldu, ilaçlar kaslarını eritti,
Dişleri döküldü,
Bel kemiği kaydı,
İç organları küçüldü,
Akşamları şiddetli ağrılar yaşamaya başladı
Ancak verdikleri özel ilaçlar geçirebiliyordu bu ağrılarını.
Konuşması dişleri döküldüğünden bozuldu,
Oturmaktan ve yatmaktan o ince et dokusunda yaralar oldu, bunlar acısına acı kattı.
Ve artık 15 yaşındaydı..
Tekrar bir umut Parkinsona çare bulan bir doktora zar zor randevu alıp götürdüer.
Döndüklerinde hayalkırıklığı ailemizi sarmıştı.
O parkinson değilmiş. Basit bir çocuk hastalığı geçirmiş ancak İstanbul Tıp Fakültesinde bile bile ona deney kobayı yapmak için doğru ilacı vermeyip parkinson ilaçlarını denemişler üzerinde.
Amaç ilerde parkinsonlulara umut olacak ilacı keşfetmek.
Gencecik bir çocuk bunun için ölürmüş kime ne?
Ancak yıllardır aldığı bu ilaçlar kas, kemik ve iç organlarını tamamen bitirmiş..En fazla 2 yıl dedi doktor.
2 yıl sonra ölecek..
Tam 10 yıl yaşadı, inatla, gözyaşı ve umutla..

Arada ölümün ayak sesleri ağrılarına katılınca isyan ederdi,
"Çanakkale içinde vurdular beni,
Ölmeden mezara koydular beni ,
Gençliğim eyvah!"
der ağlar, intizar ederdi Allaha..
"Neden ben? ben daha gencim ben ölmemeliyim, babannem yaşlı o ölsün Allahım ne olur" der ağlardı..
Biz de ağlardık, kaçıp başka odalara..
Sonra kırgınca yanına gider "aa yeter Dido, sen iyileşeceksin "derdim.
Hala çok güzel olan o zeytin siyahı gözlerini diker "evet" derdi,
Başlardı oyunumuz hemen yaşlı gözlerinde kıvılcımla.
"Ben iyileşince abla dansöz olacağım, bir sürü sevgilim olacak" derdi muzipçe gülerek
"nee sen bizim namusumuzu iki paralık edemezsin seni vurur amcam "der kızardım..
"Sen o..pu mu olacaksın küçük hanım dur bakalım?"derdim
Gülerdi ağız dolusu "evet, evet, iyileşeyim gör bak bende gezeceğim senin gibi, arkadaşlarım da olacak, sevgilimde " derdi..

İyileşmek için azmederdi, ellerinin titremediğni o sandalyeden kalkabileceğini  hayal ede ede 25 yaşına kadar direndi..

Bir Haziran akşamı ciğerleri iflas etti, kalbi durdu.
Sabah onu soğumuş buldu anası..
Küçücük vücuda, tertemiz bir kalbe sahipti..
Gerçekten bir melekti çünkü hiç yaşamamıştı..
Sadece sağlıklı olmaktı dileği ama doktor amcaları onu ve ailesini arkadan bıçaklamıştı..onun ölmesine karar vermişlerdi..

O bir gece bir dakikada ruhunu verdi,
Acıları bitti
Utancı bizde kaldı yaşadığı haksızlığın.
Ve benim o gece çocukluğum bitti..
Didemle birlikte anılarım öldü.

Ne zaman hayattan bıksam Dido gelir aklıma,
Onca acısına, yaşadıklarına rağmen inatla yaşayacağım diye bağırdığı anlar gelir aklım
UTANIRIM !

Umutla tutunuşu, ağlarken gülüp, hayata tutunuşu gelir
UTANIRIM !

Didom, bu mübarek günlerde, babacığın sevgili amcamın ölüm yıldönümüne sayılı gün kalmışken bir türkü ile çaldın yine usumu..

Allahtan gani gani rahmet diliyorum sana meleğim.
Güzel uyu babanla ebedi istirahatinde..

Seni seven ablan.

HATA BENDE

7/22/2010

Zaman ...
Azgın bir nehir sessiz bir dere gibi taşlarımı, çakıllarımı, ağaç köklerimi yalaya yalaya, savura savura geçiyorsun.
Bakıyorum ve göremiyorum,
Sen yavaş yavaş benden aldıklarınla nerede ne kuruyorsun?

Geçmiş...
Tatlı tebessümle en acı anları anarken
İşte o an, zaman tatlı bir esinti gibi geliyor.
Esmişim, yağmışım, gülmüşüm ağlamışım..
Bir ömre kaç aşk sığdırmışım?
Ana kucağında baba evinde ne çok şımarmışım..

Şimdi...
O sözü veripte ne zaman unutmuşum?
Hani anı yaşayacaktın Zehra?
Hani yaşamın tadına lezzetine ve zevkine varacaktın?
Hani az uyuyup çok gezecek görecektin ?
Söz vermiştim..
Hayatta ahtapot gibi değil taze bir bahar dalı gibi kalacaktım...
Sığmıyorum kabıma
Sığamıyorum hiç bir yere..
İçimde kurtlar uluyor,
Bıraksam aya methiye düzecekler ama son gücümle sesleri susturuyorum.


Sonrası..
Şimdide gizli ya
Elim varmıyor şimdiye..

Neşeti koymuşum ..
Gözlerim doluyor,
En azından müzikte buluyorum keyfimi..
Melankolik bir dönem işte,
Sıcaklar , arzular , özlemler , kırgınlıklar ve iç hesaplaşmalar..
Hesap vermekten kendime hayatı unutuyorum.

Sonuç...
Hata bende
Evde 3 günden fazla oturmak bana hiç bir zaman iyi gelmedi, şimdi neden gelsin?

SIKINTILI YAZILAR SERİSİ I

7/20/2010

Yazı yazmak istesem de zorlanıyorum,
Kalem ve kağıtla ödeştim klavyeyle daha çözemedik sorunumuzu.
Baktım sevgili Asortik yazısında derdime tercüman olmuş.
Ne kadar benim bu yazılar ve düşünceler diyorum geri dönüp okuduğumda..
Sonra aklıma geliyor, paylaştığım her şey artık benden çıkmıştır,
Benden bir parçadır ama artık benim değildir, sahibi olamam, dönüşecek ve değişecek anlamı..

Her zihinde başka bir anlam ve başka bir kapıya vuracak yolunu..
Her bilinçte bambaşka bir renge bürünecek.

Düşünüyorum... bu sıralar yaptığım tek şey.
Yok hayır memnunum..
Bazen düşünmeden geçiyor günlerim, oysa kafa yormak lazım hayata..

İnsanları ve davranışlarını bir adım geri gidip incelemekten hoşlansam da
O kadar kolay incinmesem de
Kendimi başkalarından daha fazla eleştirip, yersem de
Hayatı hayat olarak alıp öyle yaşamaya çalışsam da
İçimdeki öfkeye dur diyemiyorum..

Beylik laflarla kafamı ütülemekten kaçınıyorum, bazen kolaya kaçıyorum biliyorum.
Zor olana düşkünüm..
Bu yüzden tökezliyorum,

Öfkeleniyorum berelendikçe..
Hiçlikten doğup büyüyor hıncım.

Bu sıralar sıkıntılı ruhum..
Yazılar üstüme üstüme geliyor.
Derdim kendimle..

Ah Fethiye ne denli sıcaksın, ruhum gibi nemli yapış yapış bir anda serin rüzgarında ferahlatırken diğer yanda yakıyorsun !

Ah.. farkındayım amacın beni eritmek, bir kalıpta kendince şekillendirmek ama ben şekle gelemem.
Ah Fethiye ne sıcaksın, ne yapış yapış havan !
Bir alışınca dinginliğine tembellikle sarıp sarmalayan.
Farkındayım beni alıştırıyorsun ama ben alışmaktan hiç hoşlanmam.
Uykuda bile inat açarım gözümü,
Rüyamı izlerim dışardan sırf o güzel rüyaya bile alışmamak için.

Bu yüzden huzursuz kalbim.
Hep dürtmekten yorgun..
Fethiye, güzel koylarınla beni baştan çıkabilirsin ve yeşil dağlarınla kolarında sarıp sarmalayp mavi denizinde huzur verebilirsin.

Tüm bunları seve seve alırım.
Ama alıştırma beni..
Sonra kusurarını göremem, sen de benimkileri öylece kalırız.
Kusurlu, değişmeden gelişmeden..

Vaz da geçebiliriz birbirimizden ama şans vermeliyiz sorularımıza.
Sıcağınla beni boğmadan önce düşün belki kaybedeceğiz ama kazanacaklarımız da var !

Sen sor önce neden?
Ben devam ederim bende soru çok.
Hainlikse hainlik olsun, ama çok geride kalmışsın
Güzelsin bir genç kız gerdanı gibi koyların ışıl ışıl..
Ama bir yanın içi geçmi koca karı misali çöreklenmiş kalmış.

Gel sen de ben de muhasebemizi yapalım.
Kaybedeceklerin yanında kazanacaklarını düşün..

Serin esen rüzgar penceremden girdikçe rahatlıyorum
Gözüme daha bir güzel geliyor gece..
Anladım bu gece de uyku yok bana..

Sanki geceleri bana daha bir yakınsın Fethiye.
Bir de şu kalabalığın olmasa...

MEMLEKETİN MALI DENİZ, YEMEYEN DOMUZ !!!!

5/26/2010

TV de haber izlemekten sıkılıyorum, hatta açık oturumlarlardan nefret ediyorum.
Ve hatta siyasetçilerden sıtkım sıyrılmış haldeyim.

PEs yani diyorum, başka da birşey diyemiyorum.
Milletin derdinden kime ne? siyasetçilerimiz yine gündemi kendileri belirlemiş durumda.

" O bana şunu dedi, sen bana bunu dedin"

Ahh ahh parlementodakilere sesleniyorum.
Yeter artık ucuz siyasetiniz, yeter artık basit söylemleriniz, yeter artık herşeyi kendinize göre yontmanız, çalıp çırpıp birde üste çıkmanız !

Bir de televizyonda programlara çıkıp ne olur " millet böyle düşünür, böyle der" diye neyi nasıl görüp nasıl düşüneceğimizi söylemeyi kesin !

Birbirinize bey mi dersiniz? paşa mı? ağam mı? umurumda değil .
Siz önce bu memleketin asıl dertlerini çözün, çözebilirseniz.
Birileri kaç yıldır tek başına iktidarda çözemedi? Gerçi onların derdinin çözmek olmadığını da anladık. Gerçi birde tersten bakarsak çoluk çocuk ve torunlarının derdini çözmüş durumdalar. ( kıskandık tabii)

Amaan boş verin beni okuyanlar, aslında siz de boşverin.
İktidarın ne olduğunu da artık hepimiz biliyoruz.
İktidar = Güç=Para= 72 sülaleniz yaşadı !!!! ( iki kere kıskandık )

Bu sözümde babama ; Ahh babam ahh bir vekil olaydın da bize de bir iki ihale düşseydi !!!!

Türkiye'nin kaderi kim gelirse gelsin yemek mi acaba?

Siyasi görüşünüz ne olursa olsun iktidara gelirsen yemeyen domuz olursun !!